5 Ocak 2014 Pazar

OTUZÜÇ YILDA SEKİZ MESELE (2)

TEFEKKÜR
Dursen Özalemdar

İHYA’U ULÛM’İD DİN den 

OTUZ ÜÇ YILDA SEKİZ MESELE (2 )

ALTINCISI ? – Yine bu insanlara bakınca birbirlerine saldırıp dövüştüklerini gördüm: Ben de Aziz ve Celil Allah’ın “GERÇEKTEN ŞEYTAN SİZİN İÇİN BİR DÜŞMANDIR, SİZ DE ONU DÜŞMAN EDİNİN…” (Sure-i Fatır-6)  meâlindeki ayetine müracaat edip, düşman olarak yalnız şeytanı tanıdım. Ona karşı çok sıkı önlemler aldım. Çünkü Allah Teâlâ, onun benim düşmanım olduğuna tanıklık yapmıştı. Binaenaleyh başka  varlıklara düşmanlıktan vaz geçtim.

-YEDİNCİSİ – Yine şu insanlara bakınca her birinin bir lokma için zillete düştüğünü, helal olmayan yollara başvurduğunu gördüm ve sonra Allah Teala’nın  -“YER DE YAŞAYAN BÜTÜN CANLILARIN RIZKI ANCAK ALLAH’A AİTTİR “ (Sure-i Hûd.6) mealindeki ayeti üzerinde tefekküre daldım ve kendimin de, Allah’ın rızıklarını üstlendiği bu canlılardan biri olduğumu anlayıp, Allah’ın üzerimdeki haklarıyla uğraşmaya koyuldum. Kendisinin deruhte ettiği şeylerle ilgilenmedim.

SEKİZİNCİ ; - Yine şu halka bakınca her birinin bir yaratığa-kimisinin tarlasına, kimisinin ticaretine, kimisinin sanatına, kimisinin vücudunun sağlıkla oluşuna güvendiğini, hasılı herkesin kendisi gibi bir varlığa sırtına dayadığını gördüm ve Allah Teâlâ’nın.-“HER KİM ALLAH’A GÜVENİRSE ONA YETER.” (Sure’i Talâk 3) mealindeki ayetine başvurup Aziz ve Celil Allah’a tevekkül ettim. O bana yetmektedir.

Öğrencisinin bu hekimâne cevaplarını duyan Şekik ; “-Hâtem, Allah seni başarıya ulaştırsın, ben Tevrat,İncil,Zebur ve Yüce Kur’anda değinilen ilimleri inceledim. Bütün hayır çeşitleri ile dini meselelerin bu sekiz mesele çevresinde dönüp dolaştığını gördüm. Bu sekiz meseleye dikkat eden kişi dört mukaddes kitabın içeriğiyle amel etmiş sayılır” diyerek takdirlerini dile getirir.

İlmin bu dalına ancak ahret âlimleri yönelip alâka gösterirler. Dünya alimleri ise, mal ve mevki elde etmeği kolaylaştıracak ilimler peşinde koşarlar. Bu gibi ilimleri savsaklarlar. Hâlbuki Allah Teâla, bütün Peygamberleri Aleyhimüsselam, bu tür ilimleri tebliğ gayesiyle gönderilmiştir.

Dahhak İbn Müzahim diyor ki;- “Ben ilk İslâm âlimlerine yetiştim. Onlar birbirlerinden sadece vera ilmini öğreniyorlardı. Bugün ise yalnız söz sanatını öğreniyorlar.”

Ahiret âlimlerinin alametlerinden bir diğeri de yeme ve içmede şatafata kaçmamak, giyimde lükse sapmamak. Ev ve eşyasında süse yönelmemektir. Bütün bunlarda orta yolu izlemeli,  İlk Müslümanlara benzemeğe çalışmalı, en azla yetinmeğe gayret etmeli. Aza doğru meylettikçe de Allah’a daha çok yaklaşacağını, ahret âlimleri grubuna yükseleceğini bilmelidir.

OTUZÜÇ YILDA SEKİZ MESELE (1)

TEFEKKÜR
Dursen Özalemdar

İHYÂ’Ü UL^ÜM’İD-DİN den

OTUZÜÇ  YILDA SEKİZ MESELE:

Bir ilim örgencisi, Şekik’i Belhi’nin öğrencilerinden Hatem el-Essam (r.h.a.) dan aktarılan davranışları sergileyen biri  olmalıdır. Rivayete göre Şekik, Belhi’ye sorar ;
-Kaç senedir beri benimlesin?
-Otuz üç seneden beri.
-Bu süre zarfında benden neler öğrendin?
-Sekiz mesele öğrendim.
-Vay başıma gelenler! Ömrüm seninle geçmiş, sen sadece sekiz mesele öğrenmişsin ha?
-Üstadım ben yalan söylemeyi sevmem, bunlardan başkasına öğrenmedim.
-Peki, öyle ise o sekiz meseleyi söyle de duyayım. Der.
Bunun üzerine Hatem sekiz meseleyi teker teker saymaya başlayarak şu açıklamaları yapar.

-BİRİNCİSİ, “Mahlûkata bakınca her birinin bir sevgilisi olduğunu, ama herkesin sevgisiyle birlikte yalnız mezara kadar gittiğini, mezara varınca kendisinden ayrıldığını gördüm. Bunun üzerine ben, SEVAPLARI sevgili edindim. Mezara girdiğimde sevgilim de benimle birlikte girer. “

-Aferin Hâtem! İkincisi nedir?
Âziz ve Celîl Allah Teâlâ’nın ; “ AMMA KİM RABBİNİN MAKAMINDAN KORKTU,NEFSİNİ HEVÂ ( VE HEVESİN) DEN ALIKOYDUYSA, İŞTE MUHAKKAK Kİ CENNET ONUN VARACAĞI YERİN TÂ KENDİSİDİR.” (Sure-i Nâziat 40-41) mealindeki ayeti üzerinde düşününce.. Allah Teâlâ’nın sözlerinin hak olduğunu anladım ve var gücümle nefisle mücadeleye ederek, Allah’a itâata,  istikrara kavuşmasını sağladım.

-ÜÇÜNCÜSÜ ?-Şu insanlara bakınca herkesin elindeki kıymetli şeyi koruduğunu gördüm. Sonra bir de Allah Teâlâ’nın ! “SİZİN YANINIZDAKİ TÜKENİR, ALLAH’IN KATINDAKİ İSE BAKİDİR…” (Sure-i Nahl,96) mealindeki ayetine baktım. Bunun üzerine kıymetli bir şeye sahip olduğumda, katında muhafaza edilmesi için onu Allah’a gönderdim.

-DÖRDÜNCÜSÜ  ?- İnsanlara bakında herkesin mala,soya-sopa önem verdiğini ama bunların boş şeyler olduğunu gördüm. Ardından Allah Teâlâ’nın; “ALLAH KATINDA EN ŞEREFLİNİZ TAKVACA İLERİ OLANINIZDIR.” (Sure’i Hucurat-13) mealindeki ayeti üzerinde düşününce, Allah katında şerefli olmak için takvaya sarıldım.

BEŞİNCİSİ –Yine bu insanlara bakınca birbirlerini çekiştirdiklerini, birbirlerine bela okuduklarını, bunların kaynağının haset olduğunu gördüm. Derken, Aziz ve Celil Allah’ın “DÜNYA HAYATINDA ONLARIN MAİŞETLERİNİ BİLE ARALARINDA (onlar değil) BİZ TAKSİM ETTİK…(Sure-i Zuhruf 32) âyeti üzerinde düşününce hasetçiliği bıraktım. Halktan uzaklaştım ve taksimin Allah Teâlâ tarafından yapıldığını anlayıp, insanlara düşmanlıktan vaz geçtim.  (Devamı var)


3 Ocak 2014 Cuma

ECDADIN YADİGARİ SÜLEYMANİYE

TEFEKKÜR         Dursen Özalemdar
 ECDADIN YADİGARİ SÜLEYMANİYE
Bir konuda karar verebilmek için, olayın enine boyuna incelenmesi gerekir.Günümüz insanının değişken aklıyla saglıklı yorum yapabilmesi esasa uyğun düşmemektedir. Son yüzyıldır insan yetiştirme ve eğitim konusundaki değişkenliklerin, Doğu ve batı arasında tezata düşen insanlarımızın doğruyu bulmada güçlük çektikleridir. Yukarıdan telkin edilen batılı fikirler ve dış mihrakların bizi değiştirme hedefleri arasında ki ikilemlik, ak’I kara, kara’yı ak gösterirken, tarihimize ait bilgilerinde çarptılılarak ortaya konduğunu göstermektedir.
Kanuni Sultan Süleyman gibi, Madde ve mana aleminde yol almış mübarek bir zatı, Ateist bir kadının kendi kafasında icat ettiği bir modelle gösterime sunmasındaki yanlışlık veya kastın kabul edilir olmamasıdır.
“Kanuni Sultan Süleyman, İslâm’a hizmet ve gerek hayatında, gerekse vefatından sonra kendine ve nesline  SEVAP kazandıracak bir İBADETHANE –KÜLLİYE  yapmayı aklına koyar. Ancak bunu hangi şehirde ve nerede ve şekli şemali ile ilgili günler,geceler kafa yorar. Muhteşem bir cami, etrafında medreseleri, aşhaneleri, talebe hücreleri, insani ihtiyaçları karşılayacak  müesseseleri ile birlikte tam bir KÜLLİYE olmasını arzu eder. Bu fikir ve ruh hali ile, bir türlü karar veremezken !
ŞEREFLENDİREN RÜYA ;
 bir gece Peyganberimiz HZ. Muhammed (SAV) rüyasına teşerrüf eder ve  Kanuni Sultan Süleymanı elinden tutarak, bu günkü SÜLEYMANİYE camii’nin olduğu yere getirir.  O yer üzerinde adım adım gezerek, Cami’nin buraya yapılacağı, Kıblesinin  yönüne, Mihrabının  yerini, Kubbelerine, Direklerine. Yüksekliğine her bilgiyi  Peyganberimiz anlatır ve izah eder. İçindeki bu ibadethane yapma isteği ve bu KUTLU RÜYA ‘nın sevinçi ile sabah  eden Kanuni Sultan Süleyman, zamanının Mimar Başısı Koca Sinan’I tezden çağırtarak  ve Süleymaniyeye giderek, aynen rüyadaki gibi, o da Sinan’ın eline tutarak yapılacak Cami’nin alanını gezdirir. Caminin nereye yapılacağı, kiblesinin nasıl olacağı, şekli şemali ve minareleri bir bir anlatırken, aklından çıkan bazı ayrıntılar üzerine, Mimar Sinan şuda böyle olacak gibi ilaveler yapınca, Kanuni Hayretle sen bunları nerden biliyorsun ? der. O da”Sultanım siz o gece rüyada PEYGANBERİMİZ  Sallalahu Aleyhi Vesselem ile buraları gezerken bende sizin arkanızda idim” diyerek. İşin içindeki hikmet’I dile getirir. 35.000 metre kare üzerindeki,  cami, içi 6000 dış alanıyla 28.000 kişinin ibadetine hizmet veren, 1557 yılında hizmete açılmış, 457 yıldır ibadet edilmektedir. 4 minarenin İstanbul’un fethinden sonra 4, Padişah olması. 4 Minaredeki  10 şerefenin Osmanlı’nın 10. Padişahı olmasını simgelemektedir.
Onlar hangi ruh ve hal ile tarihe altın sayfalar yazdırdıklarının tek bir örneğini teşkil eden bu vaka, deştursuz ve selamsız insanların yazdıkları senaryolar ile, koca bir tarihi HAREM entrikaları üzerine oturtarak takdim edenlerin, yüklendikleri vebalin ne kadar ağır olduğu,Ölüm denen gerçek karşışında daha dünyada iken YAKILMA isteğinde bulunarak akibetlerini tescil edenlerin de bir ibret   teşkil ettiğinin görünürlüğüdür.

2 Ocak 2014 Perşembe

HİKMETLİ SÖZLER (2)

TEFEKKÜR
Dursen Özalemdar
HİKMETLİ SÖZLER  (2)
15- İyilerin ziyaretine rağbet gösteriniz. Salıh sahipleri ile sohbet ediniz. Ölüleri iyilikle yad ediniz. Dosta ve düşmana nasihatten geri kalmayınız. Ölen babanızın nasihatini yerine getiriniz. İlim tahsiline hırslı olunuz. İlimsiz bir iş işlemeyiniz.
16- Herkesin sözüne emin olmayınız. Güzel sözleri herkese işittiriniz. Doğru yada yalana yemin etmeyiniz. Dünyadan fazla ahret dostu olunuz. Yetimin malına göz dikmeyiniz. Gençlikte ihtiyarlıktan endişe ediniz. İhtiyarlık ihtiyaçlarını gençlikte hazırlayınız.
17- Kış hazırlığını yazın yapınız. Bugünün işini yarına bırakmayınız. Mütehassısı söylemedikçe şunun bunun sözü ile kan aldırmayınız.
18- Cömertliği adet edininiz. Bencillikten uzak durunuz. Ehil olmayanların sohbetinde bulunmayınız. Hacetinizi cömertlerden isteyiniz. Borçluları sıkıştırmayınız. Dostlarınızı hatalarından dolayı ikaz ediniz.
19- Evlatlarınıza hüner ve sanat öğretiniz. Halinizi dosttan ve düşmandan saklı tutunuz. Gizli söyleşilen yerleri dinlemeyiniz.
20- Emirlerin huzurunda gözlerinizi muhafaza ediniz. Sözlerinizi ölçülü söyleyiniz.
21- Nimet ve bolluk zamanında dostlarınızı anınız. Düşmanınızı küçümsemeyiniz. Düşmanların dost görünmesinden endişe ediniz.
22- Emniyet zamanında daha çok korkunuz. Bela vaktinde sabrediniz. Darlıkta genişlik zamanını hatırlayınız. Genişlikte darlık zamanını düşününüz. Vaatlerinize vefa gösteriniz. Ümitlileri ümitsiz etmeyiniz. Bir görüşte kimseye aldanmayınız. Başkalarının ayıbını araştırmayınız.
23- Kendi yükünüzü başkasına yüklemeyiniz. Fena huyluları dost edinmeyiniz. Hak sözü yerden gökten üstün tutunuz. Cenab-ı Hakka rücü etmeyi en güzel amel biliniz.
***İran’da hakim olan bu mazdak o zamanki hükümdar Kubad’ı tesiri altına alır. Ancak Kubad’ın oğlu Hüsrev (Nuşirevan-ı Adil,bu zat Peygamberimizin bi’set yıllarında vefat etmiştir.) 535 yılındaki mücadelesiyle 400 bin Mazdekliyi öldürüp,kendisi de mazdeki öldürmekle kominizmi ilk defa kaldıran kişi olmuş oldu.
Daha sonra meşhur şair İmrul Kays’ın babasının aynı düşünceyi Hicaz ve bölgesinde sürdürmesini de Nûşirevân engelledi. Abbasiler döneminde de Azerbaycan ve yöresinde de zuhur etti.
İnsanlık  tarihinden örnek teşkil eden bu anlatımların, Fetret devri olarak nitelendirilen bir devre ait olurken, bize en güzel ögüt olarak armağan edilmiş bulunan, KUR’an ve Peygamberimiz (S.A.V) nin öğütlerinin en muteber ölçüler olduğudur.



1 Ocak 2014 Çarşamba

HİKMETLİ SÖZLER -1-

TEFEKKÜR
Dursen Özalemdar
HİKMETLİ SÖZLER Peygamber efendimizin “Ben adil sultan zamanında dünyaya geldim” buyurduğu, adaletiyle meşhur hükümdar Nuşirevan-ı adil arzu etti ki; kendisine rehber olmak için bazı nasihatler tertip edilsin. Bu maksatla, zamanın âlimlerini topladı. Bunların içinden 23 tanesini seçtirdi ve onlara, “her biriniz bir hikmet söyleyiniz ki, hem ben istifade edeyim, hem de benden sonra gelenler” dedi. Her birinin yazdığı hikmetli sözleri altınla yazdırdı. Bunları, yine altından bir kasa yaptırıp, altın bir anahtar ile de kilitledikten sonra hazinesine koydurdu. Ne zaman ki, müşkül bir iş ile karşılaşırsa, bu hikmetleri okur ve ona göre karar verirdi. Adaletiyle meşhur, İran hükümdarı Nuşirevan-i Adil’in, 23 âlimi toplayarak tertip ettirdiği rehber nasihatler;
1- Kendinizi biliniz, ilim ve iyi edep öğrenmeyi arzu ediniz. Malı, ilimden yüksek tutmayınız. Ahret için azık toplayınız. Ahreti dünyaya satmayınız. Söylenmeyecek sözleri söylemeyiniz. Aranmakla bulunmayacak şeyi aramayınız.
2- Hikmet sahiplerinin nasihatlerini hakir görmeyiniz. İşlerde acele etmeyiniz. İşleri vaktinde yapınız. İşleri bilene emrediniz. Zararlı işlerden sakınınız. İşlerin önüne ve arkasına dikkat ediniz. Akıllılarla istişare ediniz. Tecrübe edilmişi tecrübe etmeyiniz. İhtiyarların sözüne önem veriniz.
3- Herkes sizi takvanız ve iyilikleriniz ile tanısın. Kanaati zenginlik biliniz. Sağlığın kadrini biliniz. Kimsenin üzüntü ve elemi ile sevinmeyiniz.
4- Dert ve bela sahiplerinden ibret alınız. Yerinde hasıl olan zararın, yersiz hasıl olan menfaatten iyi olduğunu biliniz. Dost ve düşmanla barışta bulununuz.
5- İşleriniz kendi gücünüzü aşmasın. İnsanlardan ihsanı esirgemeyiniz. Elinizi ve dilinizi kollayınız. Layık olmayan işlerden uzak kalınız.
6- Fena komşudan fena arkadaştan sakınınız. Arkadaşsız yola çıkmayınız. Fena ve aslı belli olmayanlarla yolculuk yapmayınız.
7- Çorak yere tohum ekmeyiniz. Herkesin gözü önünde def’i hacet etmeyiniz. Aslı belli olmayanlardan kız istemeyeniz. Kıymetsiz insanlarla oturmayınız. Allahtan korkmayanlardan korkunuz.
8- Malı kendinize feda ediniz. Ahmak, sarhoş ve deliye nasihat etmeyiniz. Nasihati anlayana yapınız. Nasihatinizi kıymetli tutunuz. Elinizin altındakilere merhamet ediniz. Kimsenin ekmeğine göz dikmeyiniz.
9- Açların yanında ekmek yemeyiniz. Ekmeğinizi açlardan esirgemeyeniniz. Çocuklar ve kadınlara karşı tedbirli olun. Yabancı kadını evinize uğratmayınız. Dünya nimeti ile kibirlenmeyiniz. Kadınların hilelerinden emin olmayınız.
10- Kimsenin evinin işine karışmayınız. Yabancı kimselere evinizin yolunu göstermeyiniz. Karı koca arasında aracı olmayınız. Başkasının bir şeyine sahibinden fazla şefkatli olunuz.
11- Kibirli insanlardan korkunuz. Devlet adamlarına düşmanlık etmeyiniz. Kadın ve erkek hiç kimseye zulüm etmeyiniz.
12- Ana ve baba hakkını gözetiniz. Akrabalarınızdan kesilmeyiniz. İnsan ile ahdi muhafaza ediniz. Ahdinizi yerine getiriniz. Davetsiz kimseye misafir gitmeyiniz. Misafirlerinizi kıymetli tutunuz. Eğer bir kimse size muhtaç olursa, kudretiniz dâhilinde ihtiyacını yerine getirmeye çalışınız.
13- Bilgide ileri olanları büyük tutunuz. İlim öğretmeyi ayıp tutanları insan saymayınız. İnsanın selametinin, lisanına dikkatte olduğunu biliniz. Layık olmayan sözü söylemeyiniz.
14- Fena söz söylemeyi adet etmeyiniz. Layık olmayan söze kulak vermeyiniz. Gıybet yapmayınız. Sözden anlamayana söz söylemeyeniz. Söz verdiniz ise sözünüzde durunuz . (devamı var)
 

31 Aralık 2013 Salı

NOELCİLER mi


Dursen Özalemdar
NOELCİLER Mİ  
Müslümanlar geçen ay oruçlar ve AŞURELER’le kutladıkları Hicri 1435 yılı , nin Sefer ayının 29. una eriştiler. Bu gün Hicri Safer ayının 29. Günü. İslâm takviminin esasını teşkil eden böyle bir takvimin varlığına rağmen, 1925 yılında çıkartılan bir kanunla şu anda kullandığımız MİLADİ takvime (Gregoryan) Kilise esasına dayalı takvime geçirilmişiz. Ret ettiğimiz birçok tarihi  İnanç değerlerimiz gibi, bu konudaki kabülümüzün de Türk ve İslâm şablonuna uymadığıdır.
 Sömürücü, Emperyalist  ,  Kapitalist batı  kendi çizdiği portreler ile, kendini tanıtırken,  bu yüzlerden hangisi ni gördüğümüz önemi bizi ilgilendirmektedir.Batılıların ülkemiz üzerindeki entrikaları birbirini kovalarken DOST ve DÜŞMAN’ı ayırt etmede de zorlanıldığıdır.Yılbaşını kutlayacağız diye sokaklara dökülmüş nice insanımızın bir akıntıya kapılıp neticeleri kötü olacak bir gayret içinde olması, kendi öz değerlerini kaybetmiş bir toplum olarak ortaya çıkıyor. Hem Müslüman hem de hırıstıyan tatlitçiliği, ikisinin bir kalıba sığamayacağıdır.
    yıllardır beynimizi yıkayan, NOEL BABA hikayeleri arkasındaki MİSYONER faaliyetlerini göremeyenler, ya KÖR ya SAĞIR veya HAİN’ dirler.
Ticaret yapacağız diye, dükkânlarını Hıristiyanlaştıranlar,  Çam, Çan, külah ve çeşitli şakra banlıkları ortaya dökenlerin, bu tarzda TV. Programları düzenleyerek insanlarımızı teşvik edenlerin, MİLLİLİKTEN nasipleri olamayacağıdır.
Batılı’nın yine kendi resmettiği, Şeytani görüntülü Noel baba resminin,  Sevimli resmedilen maskelenmiş Gerçek Noel babalarının resmi olduğudur.
Bir müftümüzün haklı olarak dile getirdiği, “DOĞRU ADAM OLSA EVE BACADAN GİRMEZ, KAPIDAN GİRERDİ”  tespitinin ne kadar doğru olmasına rağmen, yetkililerin kişi hakkında tahkikat açmalarının da Hıristiyanlık karşısında, kendi topraklarımızda Müslüman bir sesin nasıl kesildiğinin açık örneğidir.
Demre’deki Noel baba ismi verilen papazın, tarih öncesinde bir Korsan olduğunu, gemileri soyduğunu, Tüccarların mallarına el koyduğunu sadece bizim adamlarımızın bilmemezlikten gelmesi’ de yılların beyin yıkama neticeleri olarak görüldüğüdür.


30 Aralık 2013 Pazartesi

ADİL HÜKÜMDAR NUŞİREVAN -2-

TEFEKKÜR -Dursen Özalemdar
ADİL HÜKÜMDAR NUŞİREVAN  -2-
Sultanım! Ben bu kuşların ne dediklerini biliyorum. Eğer müsaadeniz olursa ve beni bağışlarsanız bu kuşların aralarında neler konuştuklarını anladığım kadarıyla size bildireyim.
Nuşirevan hayretle; “Peki anlat bakalım, gazabımdan emin olabilirsin.”
Bunun üzeri,ne vezir; “bu kuşlardan bir tanesi diğerinin kızını oğluna istiyor. Öbürü ise işi biraz naza çekerek, senin oğluna kızımı veririm fakat başlık parası olarak bir harabe isterim diyor. Bu öyle diyince kızı oğluna isteyen gayet memnun bir şekilde başımızda Nuşirevan gibi bir hükümdar varken ben sana bir değil on tane bile harabe veririm. Yeter ki sen kızını oğluma ver, diyor. İşte sultanım kuşların konuştuklarından benim anlayabildiğim bundan ibaret.
Vezirin böyle söylemesi üzerine Nuşirevan hiçbir şey demedi. Ama vezirin ne demek istediğini çok iyi anladı. Memleketin ve halkın şu anda içinde bulunduğu durumu veziri ince bile üslupla nasıl da anlatmıştı. Saraya döndüklerinde bu durumu inceden inceye bütün detaylarıyla düşündü. Gerçekten de veziri doğru söylüyordu. O andan itibaren hal ve ahvalini değiştirdi. Halkını gözeten, onlara destek olan, son derce adil bir hükümdar oldu. Ölünceye dek yıllarca halkını adaletle yönetti. Ve gün geldi her fani gibi, oda ölüm döşeğine yattı. Son derece hastaydı. Etrafında çocukları, sevenleri çaresizlik içinde bekliyorlardı. Hekimler bir türlü onu iyileştirememişlerdi. Nuşirevan onlara dedi ki evlatlarım benim hastalığıma ancak harabede yaşayan baykuş eti iyi gelir. Hemen bana ondan bulun getirin de ondan yiyip şifa bulayım.
Çocukları sevinçle bundan kolay ne var diyerek harabede yaşayan baykuş eti bulmak için  yollara çıktılar. Fakat durum umdukları gibi olmamıştı. Geri döndüklerinde son derece üzüntülüydüler. Babacığım memleketin her tarafını gezdik, dolaştık. Ne kadar aradıksa maalesef ne bir harabe bulabildik, ne de orada yaşayan bir baykuş bulamadık dediler. Tabi Nuşirevan bunu duyunca çok sevindi. İlk önce harabeden geçilmeyen memleketinde demek ki şimdi her yer müreffeh bir hale gelmiş, hiç harabe kalmamış.
Nuşirevan öldüğünde vasiyeti üzerine,  tabutu tüm memleketi dolaştırılarak kimin hakkı varsa alsın diye tellal bağırtılmış olmasına rağmen, bir kimse çıkıp ta benim ondan şöyle bir alacağım vardı dememiştir. Bir memleketin idarecisi müşrik bile olsa, şayet adil ise o memleket ayakta kalır. Fakat idareci müslüman da olsa şayet adil değilse, halkına zulmediyorsa o memleket ayakta kalamaz.
*** İran’da 531 ile 579 yılları arasında hükümdarlık etmiş, adaletiyle ün salmış sasani şahı. “nuşirevan-ı adil” diye de bilinir.
İslam dini ortaya çıkmadan önce iran’da yaşamış mecusi
Nuşirevan’ın adaletiyle ilgili en ünlü menkıbe aynı zamanda hükümdar. adaletiyle nam salmıştır. hatta hz. Muhammed (S.A.V.) in “keşke nuşirevan da benim ümmetimden olsaydı” dediği rivayet edilir. İslamiyetten önce Ömer ve Amr İbn-i as, iran’ın başkentine develerini satmaya giderler. Gece bir handa konaklamaya karar verirler. hancı: “paranızı ve devenizi ücret karşılığı bana emanet edin yoksa çalınabilir” der. Onlarsa düşük bütçeli tacirler oldukları için buna yanaşmazlar. Develerini hana bağlarlar altın keselerini de yastıklarının altına koyarlar. Sabah uyandıklarında develer de altınlar da yoktur. Hancıya sorarlar hancı,  “ben sizi uyarmıştım” der. o mahallenin güvenlik sorumlusuna giderler. o da: “hancıya emanet etseydiniz. Beni ilgilendirmez” der. Bunun üzerine adaletiyle nam salmış nuşirevan’ın huzuruna çıkmaya karar verirler.
Nuşirevan’a olayı anlatırlar. nuşirevan: “peki develeriniz sokaktayken, altın keseleriniz güvende değilken niye uyuyordunuz?” diye sorar. Hz. Ömer: “biz sizi uyumuyor biliyorduk, onun için rahat rahat uyuyorduk.” der. Amr* kellelerinin gittiğini düşünürken hükümdar bu cevabı çok beğenir: “ey çölün arabı! Doğru söylüyorsun. Halkımın huzuru için benim her zaman uyanık olmam gerekir” der. Olayı araştırmak için 1 hafta müddet ister ve o hafta boyunca konuğu olmalarını ister. Onlar da razı olur.
Bir hafta sonra nuşirevan’ın huzuruna çağırılırlar. Develeri bulunmuştur. Keseleri de oradadır. İçindeki altınlar da tamdır. Nuşirevan’a teşekkür eder çok adil olduğunu söylerler. Nuşirevan: “işinizi haledip 2 gün sonra şehirden çıkarken biriniz doğu biriniz güney kapısından çıksın. o zaman daha adil olduğumu göreceksiniz.” der. Amr ibn-i as iki gün sonra doğu kapısından çıkarken o kapıda birinin asılı olduğunu görür. Şık giyimli bu adam kaldıkları yerin güvenliğinden sorumlu kişidir. Hırsızlıkta payı olduğu için asılmıştır. Hz.Ömer ise kendi çıktığı kapıda Nuşirevan’ın oğlunun asılı olduğunu görür. Hırsızlarla işbirliğini yaptığını öğrenince Nuşirevan kendi oğlunu da astırmıştır.
Nuşirevan-i adil  bir av sırasında  kebab ettikleri eti yerken hizmetkarları tuz olmadığını fark ederler. Uşaklardan birini bir parça tuz almak için köye gönderilirken, Nuşirevan tuz almaya gidecek uşağı çağırarak,  “tuzu para ile al, ta ki o köyden tuz almak hükümetçe bir adet olup köy harap olmasın” diye tenbih eder.
Nuşirevan’ın yanında bulunanlar, “bir parça tuzdan ne fenalık çıkar” demişler.
Nuşirevan demiş ki: “zulmün esası cihanda evvela az imiş. sonra her gelen bir parça artırmakla bugünkü dereceyi bulmuştur.”
Eğer ahalinin bahçesinden padişah bir elma yerse, uşaklar ağacı kökünden çıkarırlar. Birisinden yarım yumurta alma suretiyle padişah zulmü reva görecek olursa, padişahın askerleri bin tavuğu şişe geçirirler.