5 Şubat 2013 Salı

BİN AKÇEYE BİR SÖZ !



Güzel nerede ise onu alın diyen büyüklerimiz ne güzel söylemişler. Bende sizler için, iyi ve güzel olanı arayıp bulmayı konumuz yazı olduğuna göre yazının güzelini sunmayı hayra hizmet olarak görüyorum. Burada zikredilen güzel sözler aynı olmasına rağmen, sözle uyumlu hale getirilmiş değişik hikâyeler vardır. Düzenleyenlere buradan teşekkür etmeyi bir borç bilirken hikâyemize gelelim.

-KADERDE NE VARSA O OLUR.
-GÖNÜL NEYİ SEVERSE GÜZEL O DUR.
-HER ŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR, HİÇ BİR ŞEY ACELEYE GELMEZ.
Sizce bu sözler kaç para eder? 18 yılda kazanılan bir emeğin karşılığı 3 bin akçe eder mi? Sözler hikayelerle süslendirilip çerçevelendirildiğinde etrafı gül yumakları gibi sarıldığında, ressamın mahir ellerindeki fırçasıyla şekillendirdiği nadir tablolar gibi, enginlere kanat açmış bir kuş gibi, süzülen nağmeler ortaya çıkar.
Bu üç altın söze eklenen hikâyede ona değerini ölçecek olan sarrafın (altın satıcısının) hassas terazisi gibi, bir kefesinde 3 söz, diğer kefesinde 3 bin akçe ile bize vereceği mesaj ile gönlümüzü süsleyecek, hayatımızdaki önemli anlarda, doğruyu bulma, doğru karar verebilmede belki de hepimize yardımcı olacaktır.

Evliliğinin yılı daha dolmamıştı, geçim sıkıntısı ona gurbet yollarını göstermişti. Ahmet eşini ailesine emanet ederek, yerinden yurdundan çok uzaklara çalışmaya gider. Tarla parası, eski evi onarma parası, at sığır parası, giyim kuşam, bir iş tutmak için lazım olacak para derken, Ahmet on sekiz yıl gurbet ellerinden, gece gündüz demeden değişik işlerde çalışır.

Zamanın evvelinde yollar, yayan, at ve deve ile adımlanarak gidildiğinden, uzun mesafeli seyahatlerde bir kervancıya tabi olmadan yola çıkmanın tehlikeli  olduğuydu. Yolları bilmek ayrı bir beceri iken, soygunculardan, şakilerden korunmada kervancıların başlıca işleri arasına giriyordu. Ahmet’in maceralarla dolu on sekiz yıllık çalışması sonunda 3 bin akçe biriktirmesi, bu para benim düşündüğüm işler için yeterli kararı ile, memleketine geri dönme hazırlığına başlar. Bunun için kendi memleketine gidecek bir kervan bulmak için kasabaya gider. Kervanın birkaç gün içinde geleceği söylendiğinden, kasaba çarşısında vakit geçiren Ahmet’in bin akçeye bir söz diye söylenerek gezen bir adam dikkatini çeker. Bin akçe Ahmet için altı yıllık bir çalışmanın karşılığındaki paradır. Amma bir merak Ahmet’i sarmıştır, kafasından hesaplar yapar, üçbin akçem var, bin akçeyi bu söze vereyim gerisi bana yeter der. Ve kese içindeki bin akçeyi adamın eline vererek, SÖYLE der. Adam Ahmet’in kulağına yanaşarak “KADERDE NE VARSA O OLUR” der. Sözü duyan Ahmet, göğsünden bıçak yemiş gibi sarsılır. Kendi kendine ben bu sözü zaten biliyordum derken, adamın yanından kaybolduğunu anlar. Ahmet, sersemlemiştir. Gözleri buğulanmış, her tarafına ateş basmıştır. Altı yıllık çalışması karşılığı 1000 akçesini bildiği bir söze kaptırmıştır. Kendi kendine söylenerek meydanda dolaşırken, başka bir adamın daha yüksek bir sesle, 1000 akçeye bir söz diye bağırdığını görür. Yine kafasından hesaplar yapar. Giden parasına bir yandan yanarken, kumarbazın yenilgiye doyamaması gibi. 1000 akçe bana yeter, bir söz daha alayım, belki ilk aldığımdan daha farklı bir şeydir, zararımı kapatırım diyerek, 1000 akçelik ikinci kesesini adamın eline koyar.
Adam kulağına eğilerek, “GÖNÜL NEYİ SEVERSE GÜZEL O DUR “der, çeker gider. Ahmet bir darbe daha yemiştir. Ben bu sözü zaten biliyordum diye feveran eder. Bir yandan da bu işte bir hikmet var tesellisi ile, çarşıyı adımlarken, bir başka adamın yine 1000 akçeye bir söz diyerek karşıdan geldiğini görür. Ahmet batan balık yan gider diyerek, adamı çağırır. Üçüncü son kesesini de onun eline vererek, de bakalım der. Adam kulağına eğilerek, “HER ŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR, HİÇ BİR ŞEY ACELEYE GELMEZ.” der, çeker gider.
On sekiz senede elde ettiği parasını, bildiği üç söze veren Ahmet yıkılmıştır. Memleketime hangi yüzle döneceğim. Aileme ne derim, diye boynu bükük gözleri yaşlı ağaçlıklar altında konaklayan kervana doğru yürür. İnsanların bir yerde toplandığını, her kesin birbirleriyle hararetli bir şekilde bir şeyler konuştuklarını görür. Biraz daha yaklaştığında bir tellalın”Ey ahali, Padişahımızın fermanı var, bu kuyuya girip, suyun çıkmasını engelleyen canavarı bertaraf ederek, kuyu suyunun serbest kalmasını sağlayana ağırlığınca altın verilecektir” sözü üzerine, Ahmet yakınında bulunan bir kişiye, bu ne iştir der. Adam, bu kuyunun kasabanın tek su kaynağı olduğunu, kuyuda bir canavar bulunduğunu. onun suyu kestiğini, aşağıya inmeye cesaret edenler i öldürdüğünü, birçok insanın inmesine rağmen, hiçbirinin geri gelmediğini söyler.

Ahmet’in aklına ilk anda satın aldığı ilk söz gelir. “KADERDE NE VARSA O OLUR” bağırarak ben kuyuya girerim der. Kuyunun başına gelir, eline bir kılıç, bir hançer bir de mızrak verirler. Beline bir ip bağlayarak 20 metre derinliğindeki kuyuya  salarlar. Kuyu ağzı 3 metre genişliğinde iken, aşağıya indikçe genişliyordu. Ahmet’in ayakları yere basarken, her tarafın insan kemikleriyle dolu olduğunu görür. Korku ve ürperti içinde kafasını karşı tarafındaki köşeye çevirdiğinde, Devasa bir ejderhanın başını sağa sola hışımla salladığını görür. Ahmet’in dizlerinin bağı çözülmüştür. Ejderhanın bir tarafında dünyalar güzeli bir kız, diğer tarafında ise gözleri yuvalarından fırlamış, çirkin mi çirkin bir Kurbağa duruyormuş. Ejderha dile gelerek “ey insan oğlu, söyle bakalım, şu kadın mı güzel, yoksa şu kurbağa mı?” diye sorar. Ahmet, tam kadın diyecek iken, ikinci satın aldığı söz aklına gelir. “GÖNÜL NEYİ SEVERSE GÜZEL O DUR” der. Bu cevaba kahkahalar atarak memnun olduğunu belirten ejderha, meğerse kurbağanın gözüne âşık imiş. Kuyuya her giren kadın güzel demiş olduğundan hepsini öldürmüş. Suyu bunun için kesmiş. Padişahtan ağırlığında altın alan Ahmet, Çarşıdan alel acele satın aldığı hediyeliklerini at ve develerine yükleyerek, güle oynaya kervana katılarak evinin yolunu tutmuş.
Hayaller içinde evine bir an evvel kavuşmak için can atan Ahmet, nihayet evinin bahçesine gelir, kapıya gitmeden pencereye gözü ilişir, karısı içeride bir delikanlı ile diz dize, göz göze, oturmuş söyleşip durmaktadır. O anda, karısının kendisine ihanet ettiği kanaatine vararak, kılıcına belinden sıyıran Ahmet bir tekme ile dış kapıyı  açarak içeri dalar. O anda aldığı üçüncü söz hatırını gelir ”HER ŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR, HİÇ BİR ŞEY ACEALEYE GELMEZ.” duraklar, kılıcını kınına yerleştirir İç kapıyı açarak içeri girer, Karısı ve delikanlı hemen sedirden kalkmalarıyla “oğlum bu baban, hele şükür dönebildi” demesiyle delikanlı Ahmet’in ellerine sarılarak öper, kadın ise yılların birikmiş özlemi ile kocasının boynuna sarılırken, sevinç gözyaşları inci taneleri gibi nurlu yüzünden yuvarlanır gider.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder